Davutoğlu’nun açıklamalarından öğrenmiş olduk.
Sivil kamplarda, Suriye’de savaşan teröristlerin akrabaları ve yakınları kalmaktadır. Ajan kamplarında ise, savaşan askerler ve onları eğiten Amerikalı ve İngiliz ajanlar bulunmaktadır.
CHP milletvekilleri ajan karargâhlarını görmek isteyince, girmelerine izin verilmedi.
Davutoğlu diyor ki “ sivil kampları görmek iterseniz gerekli kolaylığı sağlarız, ancak askeri kamplar hassas yerlerdir.” Olmaz.
Buraya kadar yazdıklarımı zaten biliyorsunuz.
Bu gün Zaman Gazetesinde önemli bir haber, manşetten verildi.
“Suriye Türkiye sınırı, geçici bir süreliğine, Türkiye’ye geçişe durduruldu” Bu haberin altını okuduğunuz da, yurtlarda ve okullarda yer kalmadığı, okulların açılmasına yakın bir zamanda, sıkıntıya düşüldüğü belirtiliyordu.
Anlıyoruz ki, geçişler sivillere kapalı, ajan ve El-Kaide militanlarına lojistik için açık.
Davutoğlu’nun açıklamalarından ve kamplarda gelinen bu son durumdan, şu mesajı çıkarmak mümkün. Davutoğlu’da zaten özetle bunu söylüyor.
Batıya mesaj; Ey Batı, beni bir bataklığa soktunuz ki, ülke içinde iktidarım zorlanıyor. Siyasi bedel ödemekteyim. Beni rahatlatacak, iç siyasette, yoluma devamı sağlayacak siyasi destek verin.
Katar ve Suudi Arabistan’a mesaj; Ey Sünniler, sizin adınıza burada yürüttüğümüz örtülü savaş, bize çok pahalıya patlıyor. Elinizi cebinize sokun, dolar gönderin.
Önce, iç siyasette neden zorlandığını anlamaya çalışalım.
Halkı emperyalist düşünceye sahip olmayan bir ülke, emperyal bir savaş yürütemez.
İslam ülkesinin, bir başka İslam ülkesine emperyal savaş yürüttüğünü tarih yazmaz. Fetihler vardır. Karakteri emperyal değildir.
İnsani paylaşım ve dayanışma değerlerinin tümünü, tüm halkta değersizleştirmeden, emperyal savaşlar, sadece bir avuç emperyalist işbirlikçisi ile yürütülür. Bu da sürdürülebilir değildir.
Suriye devleti, isyancıları ve hainleri temizledikçe, Türkiye’deki ajan karargâhlarının durumu zorlaşıyor.
Kamplarda kendi aralarında ayrışmalar oluyor. Silahlı çatışmalara varan, durumlar ortaya çıkıyor.
Antep, Hatay ve Urfa halkı fevkalade huzursuz durumdadır.
Amerika ve Batının bir kısmının, örtülü savaşta ısrar etmesi, Türkiye’nin tek başına askeri müdahalesi durumunda, Rusya ve İran faktörünün gittikçe büyümesi, Eşbaşkanları zora sokmuş durumdadır.
Hem örtülü savaş karargâhları, hem bölücülerin yoğunlaşan saldırıları, şimdiye dek sürdürülen teslimiyetçi siyasetlerin sonunu getireceği kesindir.
Ajan karargâhlar kapatılmadan, bölücülüğe karşı topyekûn savaş ilan edilmeden, gidilecek hiçbir yol yoktur.
Amerika’nın memuru konumunda olanlar ile bunu yapmak olanaksızdır.
Türk Halkı, aklını başına almazsa, ödeyeceği bedel vatan toprağıdır.
Ahlaksız Savaşı (Örtülü Savaş) kim savunabilir?
Örtülü savaş ifadesi o kadar çok kullanılır oldu ki, bizlerde sanki iyi bir şeymiş gibi, sürekli örtülü savaş diyoruz.
Emperyalizmin, her şeyi kendi çıkarı için kullandığını biliyoruz. Ama emperyalizmin en çok ahlakı kötüye kullandığını, hep göz ardı ediyoruz.
İfadelerin içini boşaltmak, etik olmayanı etikmiş gibi manipüle etmek, kapitalizmin rasyonalite adına yürüttüğü bir sahtekârlıktır.
Bu ahlaksız savaşa da, örtülü savaş ismini vermesi bundandır.
Savaşın kriminalize edilmesi, ya da ahlaksızlaştırılması işine örtülü savaş diyebiliriz.
Düşününce, ahlaksız savaş bile demenin yetersiz olduğunu görüyoruz.
Savaşların bir hukukunun olduğu muhakkak.
Örtülü savaşın bir hukuku olmuyor. Ne kendi devlet hukukumuza, ne uluslar arası hukuka uyuyor.
Ya da şöyle ifade edelim, ne Amerika’nın iç hukukunda böyle bir şey var. Ne de uluslar arası hukukta…
Suriye’de bir savaş olduğu kesin, ama Amerika buna örtülü savaş diyor. Yani ben seninle savaşıyorum, ama bir örtünün altında savaşıyorum, diyor.
Örtülü savaşın örtüsünü açmaya çalıştıkça, karşımıza sadece suçların örtüldüğü gerçeği çıkıyor.
Özetle, suç işliyorsunuz, üstünü de örtüyorsunuz.
Bu örtülü savaşta, hiçbir hukuki kurala, ahlaka ve insaniyete riayet etmeniz gerekmiyor.
Örtülü savaş ifadesi iki sözcükten oluşuyor. Örtü ve savaş.
Ne örtüsü örtü gibi, ne de savaşı savaş gibi…
Ahlaksız savaşın başlangıcı, istihbarat birimlerinin çatışması ile başlıyor. Giderek, etnik ya da mezhepsel ayrışmadan elde edilen yerli liderler ile bütünleşerek sürüyor.
Tabi, provokasyonlar, suikastlar ve bunlara eşlik eden 270 adet, egemen çevrelerin medyası, hep birlikte savaşıyorlar.
Bir ülkenin büyüklüğü ne olursa olsun, nüfusu ne olursa olsun, ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, o ülkenin içine, ahlaksız savaş yapacak birkaç bin kişi soktunuz mu, birkaç yılda o ülkeyi istikrarsızlaştırabiliyorsunuz.
Tabi buna ambargolar ve tecritleri de ilave ettiniz mi, o ülkenin halkı ile yönetimini karşı karşıya getirebiliyorsunuz.
Amerika bu konuda, Müslüman ülkelerde El Kaide ve Çeçenleri iyi kullanıyor.
Burada ABD’nin ahlaksız savaşlardaki becerisini de görmeliyiz.
Ne yazık ki bizlere, bu kirli savaşa, İslam kapitalizmi adına, yardım ve yataklık ediyoruz.
Ve bu kirli savaşı, Sünnilik adına ahlaksızca savunabiliyoruz.
bulentesinoglu@gmail.com
Bülent Esinoğlu